Uykunun en tatlı yerinde gece yatmadan önce ayarlamış olduğum çalar saat, eskimeye yüz tutacak yeni bir günün başladığını haber veriyor yine. İlk iş üstüme bir hırka alıyorum içerinin hafif serinliği hasta etmesin beni diye, terliklerimi giydikten sonra da yatağımın solunda bulunan pencerelerden dışarıya bakmak için güneş perdelerinin ikisini birden açıyorum. Benim ayaklandığımı gören akvaryumdaki balıklar da bana doğru toplanıp acıktıklarını söylüyorlar adeta. Hava motorunu kapattıktan sonra balıkların da yemlerini verip kendimi lavaboya atıyorum. Ellerimi ve yüzümü yıkadıktan sonra mis gibi sabun kokusunu hapsetmiş beyaz havlumla yüzümü kuruluyorum. Giyinip evden çıkmama on beş dakika kaldığını söylüyor masa saati. Bir gün önceden çıkardığım temiz kazağımı giyip, askıdan lacivert pantolonumu alıp onu da giyiyorum. Hava motorunu da açtıktan sonra akvaryumun, kapşonlu montumu ve çantamı alarak evden çıkıyorum. Hava biraz ılık ama bulutlar insanın içini karamsarlaştırıyor adeta. Yaklaşık yirmi sekiz dakikalık bir yürüyüşten sonra işyerine ulaşıyorum sonunda. Temiz masama oturduktan sonra kahvaltılık bir şeyler almak için arkadaşlarla beraber dışarı çıkıp dönüyoruz, sıcacık ve taze çay ile birlikte doyurucu bir kahvaltıdan sonra bu hafta neler yapacağımı kararlaştırıyorum. Aldığım birkaç güzel haberle beraber kendimi işe kaptırıyorum, bir yandan radyoda güzel istek parçalar diğer yanda da işte çözülen problemlerin verdiği mutlulukla öğle yemeği vakti gelip çatıyor. Kısa bir öğle paydosundan sonra güzel bir keyif çayı yudumlarken tanımadık bir numara beni arıyor ve üç kez çaldıktan sonra açıyorum telefonu.

Hattın diğer ucunda tanıdık bir ses, ama sesi biraz buruk geliyor. Duyduğum on kelimeden sonra bir sessizlik oluşuyor dünyada, olduğum yerde kalıyorum ve telefon kapanıyor. Alınan bu üzücü haberle acı, üzüntü ve çaresizlik bir arada geliyor üzerime doğru. Daha gencecik olan, hayat dolu, gözlerindeki ışık en karanlık geceleri bile aydınlatacak olan kişi artık aramızda olmayacak. Az sonra bende ölecekmişçesine film gibi akıp gidiyor yaşadıklarım, iyi kötü anılarım. Tanıdığın birisini bir daha göremeyecek olduğumu düşünmenin verdiği acı üzüntü, bir şeyleri geri getiremeyeceğini bilmenin verdiği çaresizlik… Belki de çok samimi değilsindir ama benden daha yakınların, ailesinin içinde bulunduğu durumu düşünmek, az sonra kendimin de belki aynı şekilde yok olup gideceğini düşünmek yetiyor da artıyor bile...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder